10 Kasım 2007 Cumartesi
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK / NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
BİRLİK - BERABERLİK
Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener.
Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
Bugün vatanımızda bir milli kudret varsa, o cereyan, felaketlerden ders alan ulusun kalp ve dimağından doğmuştur.
Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
03 Kasım 2007 Cumartesi
KIYAMET KOPSAYDI TÜRK MEDYASI NE YAPARDI?
Sabah: Biz Öldük!
Dünya Gazetesi: IMKB'de endeks bir daha yükselmeyecek.
Hafta Sonu: Ayhan Işık ile Hülya Avşar gizlice buluştular
Erkekçe: Ayın hurisi
Metro Hipermarket Bülteni: Gerçekten Son İndirim
Fanatik Gazetesi: Bu maçın galibi yok!
Fotomaç: Rivaldo Beşiktaş'ta..
Hürriyet, Ertuğrul Özkök: İyimserliği elden bırakmayalım, hiç olmazsa cehennemde ısınmak için yakıt parası yok!
Milliyet, Meral Tamer: Zebaniler, delik kazanların üreticisini Şeytan'a şikayet etti.
Blue Jean: Kızlar, kuponu doldurup gönderen ilk 10 kişi James Dean'le yemek yeme şansı elde edecek.
Bilim Teknik: Evren hakkında bütün bilmediklerimiz...
Oyun dergisi: Game Over
Elle: Yargı gününde anında 10 kilo verin!
Para: Kıyametten kar yapmanın 100 yolu
Star Gazetesi: Şok! Kandırıldık, Şeytan aslında iyiymiş!
Show TV, Reha Muhtar: Sayın Zebani, kazanların yanında terlemiyor musunuz?
Zaman: Allah yardımcımız olsun!
ATV, Hakan Aygün: Mahşer yerinde fordçuluk çok yaygın, izliyorsunuz sayın seyirciler, bıyıklı bey, nasıl arka saflarda çalışıyor...
Kanal 6: İzliyorsunuz sayın seyirciler, kazanların içi bir volkan gibi, insanlar bağrış çağrış yanıyor, kızarıyor...
Aktüel: Mahşer günü yanınızda olması gereken 2 şey: Sevaplar ve Isıya dayanıklı elbise
Auto Show: Sırat köprüsünde saniyede 100 kmye ulaşan son model arabalar
Arena, Uğur Dündar: Cennete rüşvetle kaçak giren günahkarların tüyler ürperten dosyası
Başbakanlık, Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi: Devletimiz, bütün yaraları saracaktır
KAYNAK :ŞİİRKOLİK
Dünya Gazetesi: IMKB'de endeks bir daha yükselmeyecek.
Hafta Sonu: Ayhan Işık ile Hülya Avşar gizlice buluştular
Erkekçe: Ayın hurisi
Metro Hipermarket Bülteni: Gerçekten Son İndirim
Fanatik Gazetesi: Bu maçın galibi yok!
Fotomaç: Rivaldo Beşiktaş'ta..
Hürriyet, Ertuğrul Özkök: İyimserliği elden bırakmayalım, hiç olmazsa cehennemde ısınmak için yakıt parası yok!
Milliyet, Meral Tamer: Zebaniler, delik kazanların üreticisini Şeytan'a şikayet etti.
Blue Jean: Kızlar, kuponu doldurup gönderen ilk 10 kişi James Dean'le yemek yeme şansı elde edecek.
Bilim Teknik: Evren hakkında bütün bilmediklerimiz...
Oyun dergisi: Game Over
Elle: Yargı gününde anında 10 kilo verin!
Para: Kıyametten kar yapmanın 100 yolu
Star Gazetesi: Şok! Kandırıldık, Şeytan aslında iyiymiş!
Show TV, Reha Muhtar: Sayın Zebani, kazanların yanında terlemiyor musunuz?
Zaman: Allah yardımcımız olsun!
ATV, Hakan Aygün: Mahşer yerinde fordçuluk çok yaygın, izliyorsunuz sayın seyirciler, bıyıklı bey, nasıl arka saflarda çalışıyor...
Kanal 6: İzliyorsunuz sayın seyirciler, kazanların içi bir volkan gibi, insanlar bağrış çağrış yanıyor, kızarıyor...
Aktüel: Mahşer günü yanınızda olması gereken 2 şey: Sevaplar ve Isıya dayanıklı elbise
Auto Show: Sırat köprüsünde saniyede 100 kmye ulaşan son model arabalar
Arena, Uğur Dündar: Cennete rüşvetle kaçak giren günahkarların tüyler ürperten dosyası
Başbakanlık, Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi: Devletimiz, bütün yaraları saracaktır
KAYNAK :ŞİİRKOLİK
KOMİK OLAYLAR
Yedire yedire
Kartal Devlet Hastanesi'ne gece nobetinde bir cocuk getirilir. Yapilan tetkiklerden sonra cocugun ayaginin burkuldugu anlasilir. Hekimimiz babayi iceri cagirir ve "Cocuga voltaren pomat yaziyorum. Gunde uc kere yedire yedire surun" der. Aradan bir hafta gecmistir ki ayni adam ve ayni cocuk bir kez daha gelirler hastaneye. Cocugun ayagi davul gibi sismistir, surati da morluklar icindedir. "Doktor bey" der, "bu cocugun ayagi kirik." Doktor hayretler icinde kalmistir. Ayagin kirik olmadigini bilmektedir. Merakla sorar: "Peki verdigim merhemi ne yaptiniz?" "Valla doktor sizin dedigunuz gibi gunde uc ogun ekmegin ustune surduk yedirdik, surduk yedirdik. Yemek istemedi ama duve duve yidirdik. Gine de inmedi sisligi... Naapsak bilmiyom artik..."
İnecek var
Anadolu'yu koy koy dolasan mufettis bir arkadasimin sahit oldugu olaydir. Arkadasim Denizli'nin koylerinden birine hurda bir minibusle gitmektedir. Minibuste yayla koylerine giden koyluler vardir. Koylulerden biri ileride yol kenarinda otlayan keci yavrularini gostererek sofore seslenir: "Oglaklarin yaninda indiriveee". Sofor vitesi kucultur tam duracakken motor sesinden urken keci yavrulari yol boyunca kosmaya baslarlar. Sofor de hizini yeniden artirip oglaklarin pesine duser. Araba ile oglaklar arasinda muthis bir kovalamaca baslar. Yaklasik 2 kilometre sonra oglaklar yorulur ve durur. Sofor de durup kapiyi acar. Koylu hicbir sey soylemeden minibusten iner.
KAYNAK:ŞİİRKOLİK
Kartal Devlet Hastanesi'ne gece nobetinde bir cocuk getirilir. Yapilan tetkiklerden sonra cocugun ayaginin burkuldugu anlasilir. Hekimimiz babayi iceri cagirir ve "Cocuga voltaren pomat yaziyorum. Gunde uc kere yedire yedire surun" der. Aradan bir hafta gecmistir ki ayni adam ve ayni cocuk bir kez daha gelirler hastaneye. Cocugun ayagi davul gibi sismistir, surati da morluklar icindedir. "Doktor bey" der, "bu cocugun ayagi kirik." Doktor hayretler icinde kalmistir. Ayagin kirik olmadigini bilmektedir. Merakla sorar: "Peki verdigim merhemi ne yaptiniz?" "Valla doktor sizin dedigunuz gibi gunde uc ogun ekmegin ustune surduk yedirdik, surduk yedirdik. Yemek istemedi ama duve duve yidirdik. Gine de inmedi sisligi... Naapsak bilmiyom artik..."
İnecek var
Anadolu'yu koy koy dolasan mufettis bir arkadasimin sahit oldugu olaydir. Arkadasim Denizli'nin koylerinden birine hurda bir minibusle gitmektedir. Minibuste yayla koylerine giden koyluler vardir. Koylulerden biri ileride yol kenarinda otlayan keci yavrularini gostererek sofore seslenir: "Oglaklarin yaninda indiriveee". Sofor vitesi kucultur tam duracakken motor sesinden urken keci yavrulari yol boyunca kosmaya baslarlar. Sofor de hizini yeniden artirip oglaklarin pesine duser. Araba ile oglaklar arasinda muthis bir kovalamaca baslar. Yaklasik 2 kilometre sonra oglaklar yorulur ve durur. Sofor de durup kapiyi acar. Koylu hicbir sey soylemeden minibusten iner.
KAYNAK:ŞİİRKOLİK
KANLI GÖMLEK
Bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bir kızın başından geçmiş..
Bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bi kızın başından geçmiş.
Dilek bir gün okuldan çıkmış, durakta minibüs bekliyomuş. Yalnız korkunç da yağmur yağıyormuş bu arada. Kızın önüne bir araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bi genç, "Yanlış anlamayın n'olur. Ben de yakın zamana kadar öğrenciydim. Islanmayın, gelin ben sizi uygun bir yere kadar bırakayım" demiş. Dilek kız, başta biraz tereddüt etmiş ama çocuğun iyiniyetine inanmış ve arabaya binmiş. Yolda sohbet filan etmişler. Hoşlanmışlar birbirlerinden. Çocuk, "Lütfen izin verin sizi evinize bırakayım. Bakın yağmur da iyice hızlandı" demiş, Dilek kabul etmiş taabi.
Sohbet iyice koyulaşmış. Kızın evine gelmişler, bu arada telefon değiş tokuşu yapmayı da ihmal etmemişler. Dilek çok etkilenmiş çocuktan. O hafta her telefon çaldığında yüreği hop etmiş, "Ay benimki mi arıyo?" diye telefona koşmuş. Ama arayan olmamış maalesef. Dilek yüzünü kızartıp çocuğu aramaya karar vermiş, "Belki numaramı kaybetmiştir, n'olucak ki ben arasam" deyip kandırmış kendini. Telefonu ağlamaklı bi kadın sesi açmış. Meğer teyze, bizim çocuğun annesiymiş ve hıçkıra hıçkıra, oğlunun trafik kazasında öldüğünü söylemiş. Anlattıklarından Dilek anlamış ki, çocuk onu bıraktıktan 5 dakika sonra yapmış kazayı. "Keşke eve bıraktırmasaydım. Benim bunun sorumlusu" diyerek hemen kendini suçlamaya başlamış. Suçluluk duygusundan kurtulmak için teyzeden adresi almış, "En azından başsağlığına gideyim bari" diye düşünmüş. Ziyaret ağlamaklı ve de yaslı geçmiş. Ayrılma vakti geldiğinde iyice havaya giren kız, "Bana oğlunuzdan bi hatıra verir misiniz? Onu gerçekten çok sevmiştim" demiş. Bunun üzerine anne içeriye gitmiş, döndüğünde elinde çocuğun kaza günü üzerinde olan gömlek varmış. Üstelik de hala kanlar içindeymiş gömlek. Dilek çok kötü olmuş, gömleğin niye saklandığı ve niye ona verildiği anlamsızlığına rağmen yine de kadını kıramayıp almış kanlı gömleği. Ama eve gelir gelmez ilk işi gömleği yıkayıp, ütülemek olmuş. Bütün gece gömleğe baka baka, zır zır ağlamış. Sürekli de, "Onu ben öldürdüm, onu ben öldürdüm" diye tekrar ediyomuş kendi kendine. Artık ağlamaktan bi'tap düştüğünde gömleği yastığının altına koymuş ve yatmış. Sabah uyandığında kendini daha iyi hissediyomuş. Ama yastığı kaldırdığında bi de görmüş ki gömlek yine kanlar içinde. İnanamamış bu duruma. "Heralde dün o kafayla iyi yıkayamadım" diyerek yeniden yıkamış gömleği. Ama ertesi sabah da hiç bi değişiklik yokmuş gömlekte, yine kanlar içindeymiş.
Bunun üzerine Dilek kız girdiği ruhsal çöküntünün de etkisiyle bir hocaya gitmeye karar vermiş. Çünkü başına gelen olayı mantıksal olarak bir türlü açıklayamıyormuş. Çevresinden edindiği bilgiyle değerli bir insan olan Rıza hocayı bulup olayı başından sonuna anlatmış. Rıza hoca uzun-uzun dualar okuduktan sonra Dilek e gömleği neyle yıkadığımı sormuş. Dilek te tam iki kez deterjanla yıkadığını, ilk başta gömleğin temizlendiğini fakat sabah tekrar kanlar içinde olduğunu ağlayarak anlatmış. Bunu duyan Rıza hocanın gözleri faltaşı gibi açılmış ve ellerini dileğin kafasına dokundurarak aynen şunları söylemiş... "A benim salak kızım, hiç normal deterjanla kan lekesi çıkar mı? Ace kullansana, hem renkli hem de renksiz çamaşırlarında!"
KAYNAK :ŞİİRKOLİK
Bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bi kızın başından geçmiş.
Dilek bir gün okuldan çıkmış, durakta minibüs bekliyomuş. Yalnız korkunç da yağmur yağıyormuş bu arada. Kızın önüne bir araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bi genç, "Yanlış anlamayın n'olur. Ben de yakın zamana kadar öğrenciydim. Islanmayın, gelin ben sizi uygun bir yere kadar bırakayım" demiş. Dilek kız, başta biraz tereddüt etmiş ama çocuğun iyiniyetine inanmış ve arabaya binmiş. Yolda sohbet filan etmişler. Hoşlanmışlar birbirlerinden. Çocuk, "Lütfen izin verin sizi evinize bırakayım. Bakın yağmur da iyice hızlandı" demiş, Dilek kabul etmiş taabi.
Sohbet iyice koyulaşmış. Kızın evine gelmişler, bu arada telefon değiş tokuşu yapmayı da ihmal etmemişler. Dilek çok etkilenmiş çocuktan. O hafta her telefon çaldığında yüreği hop etmiş, "Ay benimki mi arıyo?" diye telefona koşmuş. Ama arayan olmamış maalesef. Dilek yüzünü kızartıp çocuğu aramaya karar vermiş, "Belki numaramı kaybetmiştir, n'olucak ki ben arasam" deyip kandırmış kendini. Telefonu ağlamaklı bi kadın sesi açmış. Meğer teyze, bizim çocuğun annesiymiş ve hıçkıra hıçkıra, oğlunun trafik kazasında öldüğünü söylemiş. Anlattıklarından Dilek anlamış ki, çocuk onu bıraktıktan 5 dakika sonra yapmış kazayı. "Keşke eve bıraktırmasaydım. Benim bunun sorumlusu" diyerek hemen kendini suçlamaya başlamış. Suçluluk duygusundan kurtulmak için teyzeden adresi almış, "En azından başsağlığına gideyim bari" diye düşünmüş. Ziyaret ağlamaklı ve de yaslı geçmiş. Ayrılma vakti geldiğinde iyice havaya giren kız, "Bana oğlunuzdan bi hatıra verir misiniz? Onu gerçekten çok sevmiştim" demiş. Bunun üzerine anne içeriye gitmiş, döndüğünde elinde çocuğun kaza günü üzerinde olan gömlek varmış. Üstelik de hala kanlar içindeymiş gömlek. Dilek çok kötü olmuş, gömleğin niye saklandığı ve niye ona verildiği anlamsızlığına rağmen yine de kadını kıramayıp almış kanlı gömleği. Ama eve gelir gelmez ilk işi gömleği yıkayıp, ütülemek olmuş. Bütün gece gömleğe baka baka, zır zır ağlamış. Sürekli de, "Onu ben öldürdüm, onu ben öldürdüm" diye tekrar ediyomuş kendi kendine. Artık ağlamaktan bi'tap düştüğünde gömleği yastığının altına koymuş ve yatmış. Sabah uyandığında kendini daha iyi hissediyomuş. Ama yastığı kaldırdığında bi de görmüş ki gömlek yine kanlar içinde. İnanamamış bu duruma. "Heralde dün o kafayla iyi yıkayamadım" diyerek yeniden yıkamış gömleği. Ama ertesi sabah da hiç bi değişiklik yokmuş gömlekte, yine kanlar içindeymiş.
Bunun üzerine Dilek kız girdiği ruhsal çöküntünün de etkisiyle bir hocaya gitmeye karar vermiş. Çünkü başına gelen olayı mantıksal olarak bir türlü açıklayamıyormuş. Çevresinden edindiği bilgiyle değerli bir insan olan Rıza hocayı bulup olayı başından sonuna anlatmış. Rıza hoca uzun-uzun dualar okuduktan sonra Dilek e gömleği neyle yıkadığımı sormuş. Dilek te tam iki kez deterjanla yıkadığını, ilk başta gömleğin temizlendiğini fakat sabah tekrar kanlar içinde olduğunu ağlayarak anlatmış. Bunu duyan Rıza hocanın gözleri faltaşı gibi açılmış ve ellerini dileğin kafasına dokundurarak aynen şunları söylemiş... "A benim salak kızım, hiç normal deterjanla kan lekesi çıkar mı? Ace kullansana, hem renkli hem de renksiz çamaşırlarında!"
KAYNAK :ŞİİRKOLİK
Bilim adamlarını bile çıldırtacak bu sorular..
Bilim adamlarını bile çıldırtacak bu sorular..
Yüzmek zayıflatıyorsa balinalar nerede yanlış yapıyorlar?
Süper yapıştırıcı herşeyi yapıştırdığı halde niçin içinde bulunduğu tüpün iç çıdarlarını yapıştırmamaktadır?
Niçin yanlış çevrilen telefon numarası hiçbir zaman meşgul çalmaz?
Niçin falcıya gitmeden evvel randevu almak gereklidir? Geleceğimizi bilemez mi?
Eğer bugün hava sıcaklığı 0 derece ise ve yarın iki kat daha soğuk olacaksa, yarın hava kaç derece olacaktır?
Niçin "tek heceli" kelimesini diyebilmek için dört hece kullanmaktayız?
Neden insanlar gökyüzünde 400 Milyon yıldız var denildiğinde inandıkları halde, yeni boyalı yazan yüzeyi elleriyle yoklarlar?
Niçin limonlu gazozların içerisinde bir sürü suni tatlandırıcı varken bulaşık deterjanında gerçek limon suyu kullanılmaktadır?
Işık 300.000 km/sn hızla yayıldıgına göre karanlık hangi hızla çökmektedir?
Işık hızında giden bir arabada oturduğumuzu varsayarsak, farları yakınca ne olur?
Niçin fare kokulu kedi maması yok?
Teflona hiçbir sey yapışmadığı halde teflon tavaya nasıl yapışmıştır?
Niçin uçaklarda paraşüt yerine can yeleği vardır? Eğer uçağın karakutusu kaza anında parçalanmıyorsa neden bütün uçak bu kutunun üretildiği maddeden yapılmamaktadır?
Bunların tamamını akılcı bir şekilde cevaplayabilen kaç deli vardır?
KAYNAK :ŞİİRKOLİK
Yüzmek zayıflatıyorsa balinalar nerede yanlış yapıyorlar?
Süper yapıştırıcı herşeyi yapıştırdığı halde niçin içinde bulunduğu tüpün iç çıdarlarını yapıştırmamaktadır?
Niçin yanlış çevrilen telefon numarası hiçbir zaman meşgul çalmaz?
Niçin falcıya gitmeden evvel randevu almak gereklidir? Geleceğimizi bilemez mi?
Eğer bugün hava sıcaklığı 0 derece ise ve yarın iki kat daha soğuk olacaksa, yarın hava kaç derece olacaktır?
Niçin "tek heceli" kelimesini diyebilmek için dört hece kullanmaktayız?
Neden insanlar gökyüzünde 400 Milyon yıldız var denildiğinde inandıkları halde, yeni boyalı yazan yüzeyi elleriyle yoklarlar?
Niçin limonlu gazozların içerisinde bir sürü suni tatlandırıcı varken bulaşık deterjanında gerçek limon suyu kullanılmaktadır?
Işık 300.000 km/sn hızla yayıldıgına göre karanlık hangi hızla çökmektedir?
Işık hızında giden bir arabada oturduğumuzu varsayarsak, farları yakınca ne olur?
Niçin fare kokulu kedi maması yok?
Teflona hiçbir sey yapışmadığı halde teflon tavaya nasıl yapışmıştır?
Niçin uçaklarda paraşüt yerine can yeleği vardır? Eğer uçağın karakutusu kaza anında parçalanmıyorsa neden bütün uçak bu kutunun üretildiği maddeden yapılmamaktadır?
Bunların tamamını akılcı bir şekilde cevaplayabilen kaç deli vardır?
KAYNAK :ŞİİRKOLİK
ÖP BENİ
Öp Beni
Delikanlı sevgilisini aksam eve bırakır.Evin önünde masum bir
fısıltıdan sonra ateşlenir.Bir elini duvara dayayarak
- "Beni bir öper misin"..
Kız:
- "Deli misin evin önünde annemler görür" der..
Erkek:
"Ne olacak canim bu saatte kim görecek, ne olur seni çok seviyorum...
Kız:
- "Ben de seni ama olmaz..."
Erkek çok ateşli tabi devamlı ısrar eder. Bir ara aniden merdivenlerin ışığı yanar ve kızın küçük kız kardeşi belirir.
Küçük kız:
- "Babam diyor ki öpecekse öpsün, gerekirse ben öpecekmişim, o da
olmazsa kendisi gelecekmiş ama o hayvan oğlu hayvana söyle elini
Diyafon düğmesinden çeksin dedi''
KAYNAK :ŞİİRKOLİK
Delikanlı sevgilisini aksam eve bırakır.Evin önünde masum bir
fısıltıdan sonra ateşlenir.Bir elini duvara dayayarak
- "Beni bir öper misin"..
Kız:
- "Deli misin evin önünde annemler görür" der..
Erkek:
"Ne olacak canim bu saatte kim görecek, ne olur seni çok seviyorum...
Kız:
- "Ben de seni ama olmaz..."
Erkek çok ateşli tabi devamlı ısrar eder. Bir ara aniden merdivenlerin ışığı yanar ve kızın küçük kız kardeşi belirir.
Küçük kız:
- "Babam diyor ki öpecekse öpsün, gerekirse ben öpecekmişim, o da
olmazsa kendisi gelecekmiş ama o hayvan oğlu hayvana söyle elini
Diyafon düğmesinden çeksin dedi''
KAYNAK :ŞİİRKOLİK
çanakkale şehitlerine
Çanakkale Şehitlerine
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.
Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber
m.akif ersoy
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.
Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber
m.akif ersoy
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)